DUYGUSAL ROBOT
İnsan olmak sadece Homo sapiens türüne ait olmak, toplumsallaşmaya meyilli, bilinçli düşünebilmesi, irade ve ahlaki değerlere sahip olmak gibi temel özelliklere sahip olmakla bitmiyor.
İnsanı diğer canlılardan ayıran pek çok özellik vardır. Buna duygusal zekâ, anlam arayışı, varoluşsal sorgulama, öz bilinç ve kendini gerçekleştirme örnektir. Bu özelliklerde gözümüze ilişen duygusal zekâ adeta parlıyor.
Elbette diğer canlılarda duygusal zekâya sahiptir. Ancak insanlardaki oldukça farklıdır. İnsanlar hayvanlara göre bilinçli bir karmaşık duygu yelpazesi oluşturup deneyimleyebilir. Aslında işleri sürekli bu kadar karıştıran da hep insan değil miydi? Kur’an-ı Kerim, İncil ve de Tevrat’a göre yaratılan en üst varlık lafzını alması insanın böbürlenmesine mi yoksa layık olma düşüncesi ile karıştırmasına mı vesile olmuştur?
İnsanın ne bütünüyle duygusal ne de bütünüyle rasyonel hareket etmesi doğrudur. Bizler iktisadi birer proje değiliz. Biz insanız. Ne robotlar gibi birisinin bizi kodlamasına ne de sürekli yeni doğanlar gibi sevgi yumağı şeklinde yüceltilerek sonsuza kadar yaşayamayız.
Duygusal bir robot olmalıyız belki de.Duygu sahibi bir robot olmak elbet ki kulağa garip geliyor. Duygusal ve rasyonel yönlerimiz arasındaki dengeyi sağlamanın önemi aslında demek istediğim.
Unutmayalım ki hayat dengeden ibarettir. Hayatınızdaki dengeyi kurmak istemeyip tamamen başkasına boğun eğerseniz sizin adınıza verdiği kararlarda söz hakkına sahip olamazsınız. Dediklerimi doğru aksettirmek için Alexandr Puşkin’in sözü ile bitirmek istiyorum. “Kendi geleceğinizi yazmak istiyorsanız, kalemi başkalarının eline vermeyin.”
SİHİRLİ DOKUNUŞ
Sihirli bir dokunuş. Birçok insan mutlaka bir şeyleri değiştirmek ister. Peki neden? Değiştirdiğinde tamamen mutlu olacak mıdır gerçekten?
Bu günümüz şartları için ciddi manada imkânsız. İnsanın sürekli ihtiyaçları olur. İhtiyaçtan kastım elde ettiğinde mutlu, edemediğinde ise mutsuz olduğumuz şeyler. Bu ihtiyaçlar da kendi içinde ayrılır ki günümüzde ki en yaygın sınıflandırmayı yapanlardan biri Abraham Maslow’dur. İnsan hangi maddi sınıfta olursa olsun sürekli ihtiyaç gütme eğlemindedir. Günümüzde ki sosyal medyanın etkisi ile artan tüketim çılgınlığı buna örnektir. Influcerler, social proof, FOMO(fear of missing out) ve bunları destekleyici bir sürü tetikleyici faktör.
Alım gücü az olan da çok olan da bu tüketim çılgınlığına katılmak istiyor. Bunun sebebi gündeme ayak uydurma veya başka bir durumdan olabilir . İktisatta buna veblen malları talebi denir yani gösterişe yönelik talepler. Snop diye nitelendirilen kimse kendi alım gücünden fazla olan bireylerin kullandığı eşyalara sahip olmak ister.
Böylece dikkat çekerek sınıf atlamak ister. Ancak alması onu durdurmaz, devamında bambaşka birşey daha ister ve onu ihtiyaç görür.Pablo Neruda’nın da dediği gibi “ İnsan, ulaşamadığı şeylerin delisi, ulaştığı şeylerin nankörüdür.” Ancak hayatında hiçbir şeyi değiştirmek istemeyen insanlar da yok değildir. Kimi geçmişi ömrüne katılan tecrübe ve edilmesi gereken istiğfar olarak görür.
Mutlu olmak için bir şey değişmeli mi yoksa değişmemeli mi kişinin hür seçimi elbet. Sihirli değneğinizin zihninizde olduğunu unutmayın. C.S. Lewis’in de dediği gibi “ Geriye gidip başlangıcı değiştiremezsiniz, ama olduğunuz yerden başlayıp sonu değiştirebilirsiniz.”


