Yaşanası yaşam...
Gerçekten mutlu muyuz? Bu soruyu kendimize yöneltip derin bir nefes eşliğinde düşünelim istiyorum. Türk-islam kültürünün yansımalarından biri olan çokça da duyduğumuz bir söz vardır ‘iyi diyelim iyi olalım’ diye.
Kelimelerin kaderimize yavaş yavaş dönüşümünü Celaleddin Rumi’nin deyimlerinden, Gandhi'nin ve Lao Tzu’nun da söylemlerinden ve hatta günümüzde çoğu kişinin ekran süresinin çoğunu kazanmış influencerların manifestinden de doğruluyabiliriz.
Tabi günümüz insanında çok mümkün olmasa da varsayımsal olarak ağzımızdan hep güzel söylemler çıkacak olsa bile sınava tabi tutulacağımız yadırganamayacak bir gerçek. Bunalmış bir hissi tatmayan kişi zaman içinde iç huzurun kıymetini bilemez.
Dibe batmış gibi hissetmek yakında inci de bulabileceğimizi anlatır aynı zamanda. Psikolojide bir tablo verilir bu konu ile ilgili, şimdi sesli bir şekilde kendinize sormanızı istiyorum. İlk soru hayatınızda bir sorun var mı? Hayırsa ortada sıkıntılı, bunaltıcı bir durumda yok demektir yani endişe etmenize de gerek yok.
Peki varsa ne olacak? Önce bu konuda yapılabilecek bir şey var mı onu düşünün. Yoksa veyahut varsa ve elinizden geleni yaptıysanız tekrar aynı çıkış yoluna varıyor. Endişe edecek bir durum da yok.
Âl-i İmrân suresinde “ne elinizden gidene nede başınıza gelene üzülmeyin.” Denmiş. Hepimiz kendi hayatımıza ilk defa geliyoruz. Bunun için yaşamaktan ve yaşarken bilmeden düştüğümüz durumlara isyan etmemek lazım. Korku, isyan gibi duygular insanı tetikte daha fazla tutacağından daha fazla da hata payı verir insana.
Merhum İlber Ortaylı’nın çok sevdiğim bir sözü var bu konu ile ilgili “insan ölmekten değil, yaşamaya hiç başlamamaktan korkmalıdır.” diyor kendisi. Ben de sizlere yaşamayı başta kendinize sonra da başkasının yaşamına saygı duyarak geçireceğiniz bir hafta diliyorum.


